Merhaba ve Hoş Geldin

(⁠◠⁠‿⁠・⁠)⁠—⁠☆


Bu website benim için büyük, dünya için küçük bir adım.

- Herhangi biri



Foto açılır iken sorun olmak yada olmamak işte tüm mesele bu

Hakkımda

Merhaba, ben Akif. Araştırmayı, cüretkâr olmayı, öğrenmeyi ve keşfettiklerimi paylaşmayı seviyorum. Hayatta daima "Gerçeği, Netliği ve Hikâyeyi" ön planda tuttum. Her yeni bilgi, her yeni deneyim benim için bir sonraki adımın temelini oluşturdu. Bu sitede yazılım ile olan dostluğumu, sanatımı ve bilgeliğimi hiçbir ücret talep etmeden sunuyorum. Amacım, paylaşarak içimdekileri yaşatmak ve aşarak gelişmektir. Keşke çevremdeki çoğu insan da buna sadece eşlik edebilseydi. Anlaşılan müziği duyan da ona eşlik eden de tek benim.


Daha Fazlası



Sevdiğim Wep Sayfaları:



Resim Sanatçısının Birkaç Resmi:



Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu

🎵Yanında İyi Gider

Sweet Heat Lightning - Gregory Alan Isakov

Jacob and the Stone - Emile Mosseri


En Sevdiğim Tablolar




Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Foto açılır iken sorun oldu
Ek olarak: adalet ile alay eden bir video




Favori Fotolar





Sözlerim



Bir gün bir sahabe, çölde ilerlerken bir vaha görmüş. Vahaya doğru ilerlemiş ve oradaki gölden su içmek için yaklaşmış. Tam o sırada yanında bir akrep belirmiş.

Sahabe sormuş: “Limadha anta huna? (Burada ne yapıyorsun?)”

Akrep cevap vermiş: “Sa'ashrab alma'a. La tukhafi. Lan awadhiki. (Ben de su içmeye geldim. Korkma, sokmam seni.)”

Sahabe suyunu içerken akrep gelip onu sokmuş.

Sahabe sormuş: “Neden soktun beni, eyyyyyyyy akrep?”

Akrep cevap vermiş: “E ben akrebim, sokarım.”

Bu da böyle bir hikaye. Tabii zamanla değişmiş, biraz da değiştirilmiş hali.




Dostlarımın beni sevmedindense, düşmanlarımın benden korkmasını tercih ederim.

Her şey, güzellikle halledilemeyecek kadar çirkin.

Herkes veda etmeye değmez. Gidişini anlatmak, kalmaya değer olanlar içindir. Herkes, hikâyenin sonuna yazılmaz.

Doğru kalmak için, bazen sevilen olmaktan vazgeçmen gerekir.

Konuşarak her sorunu çözemezsin.

Hak yoktu, alan kazandı. Hak etmek, güçsüzlerin tesellisidir. Kimse hak ettiğini almaz; alabileceğini alır. Güç varsa, gerekçe gerekmez.

İyi hislere sığınanlar, genelde gerçeğe dayanamaz.

Acıtan gerçek, oyalayan yalandan iyidir.

Aptallığı, hoşgörüyle büyütürsün.

Çoğu insan hissetmez; sadece tepki verir.

Her insan, kendi duygularının sorumluluğunu kendisi almak zorundadır.

Herkes konuşur; ama çok azı bir şey söyler. Herkes aynı şeye bakabilir; ama bazıları görür. Herkes ölecek; ama herkes yaşamayacak.

Yaşamak zorunda kaldığım her zorluk, beni bir bıçak gibi biledi. Beni yerde tutmak için çok daha fazlasına ihtiyaç var.



Kimseyi değiştiremezsin hayatta ve kimse için de değişmemelisin. Kimliğini kaybettiğin an, yaşamını çöpe attın demektir. İstemediğin sürece hiçbir şey için ödün vermeyeceksin. Çünkü gün gelir, verecek hiçbir şeyin kalmaz. Her şeyi sen istediğin için yapacaksın, başkası senden istediği için değil. Ve sen, sen olarak kaldığın sürece, senin yanında olanlar da mutlu olacaktır. Bırak, hayatına eşlik etmek isteyenler gelsin seninle. Yolun bitimine kadar gelmeleri şart değil. Herkesin gidebileceği bir yol vardır. Sen yeter ki yanında yer almayı bil. Ne sen kimse için mecburi istikametsin, ne de bir başkası senin için... Seninle gelmek isteyenleri yanına al. Belki beraber bu hayata daha çok şey katabilirsiniz.

Yanındaki seni mutlu ettiği sürece kalsın hayatında; zorlama kendini. Hayat, rahat ve anlayışlı insanlarla ve hak ettiği gibi yaşandığında güzeldir.

Ve unutma: Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.





Dizi, Film ve Kitap Önerileri



Diziler, filmler ve kitaplar yalnızca birer eğlence aracı değil; aynı zamanda düşünce dünyamızı genişleten, yeni perspektifler kazandıran güçlü anlatım biçimleridir. Her biri, farklı bir bakış açısı ve derinlik sunar. Bu bölümde; etkileyici anlatımı, güçlü karakterleri ve kalıcı iz bırakma gücüyle öne çıkan birkaç dizi, film ve kitabı sizinle paylaşıyorum. Amacım, ilham veren ve üzerine düşünmeye değer eserleri öne çıkarmaktır.


Filmler:



Beyaz Kaplan (2021)


Marslı (2015)


Fire of Love (2022)

Diziler:



Attack on Titan


Chernobyl

Diziden alıntı: Bilim insanı olmak naif olmaktır. Gerçeği aramaya o kadar odaklandık ki, gerçekten ne kadar az kişinin onu bulmamızı istediğini göremedik.

Fakat, görsek de görmesek de, tercih etsek de etmesek de, gerçek hep orada.
Gerçek, ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi umursamaz.
Hükümetlerimizi umursamaz, ideolojilerimizi, inançlarımızı...

Her zaman pusuda bekler.
Sonunda Çernobil'in hediyesi de bu oldu.
Bir zamanlar, gerçeğin bedelinden korkuyordum.
Şimdi sadece şunu soruyorum: Yalanların bedeli nedir?




Adventure Time



Kitaplar


Dune (Frank Herbert):


Paul Atreides başlangıçta dünyanın bildiği o klasik kahramanlardan biri gibi görünür. Ailesini, soyunu ve geleceğini koruma hayaliyle yola çıkar. İyi bir hedefi vardır; saflıkla yoğrulmuş bir amaç. Ama çölün kuralları başka türlü işler. Burada hiçbir hayal, olduğu gibi kalmaz. Paul adım adım anlar: hayat, hayallerin değil, gerçekliğin ağırlığıyla ilerler. Gerçeklik ise acımasızdır. Bir şeylerin kötü olduğunu söylemek, onları ortadan kaldırmaz. İyi olan şeyler de tek başına hiçbir düzen kurmaz. Çöl, insana bunu öğretir. Paul’un algısı genişler, zekâsı keskinleşir. Sadece kendi zihnini değil, başkalarının zihnini de okumaya, onların korkularını, arzularını, kör noktalarını görmeye başlar. Dune’un hikâyesi burada bir “uyanışa” dönüşür: bireysel farkındalıktan kolektif bilince, kaderin ötesinde bir kavrayışa. Ve sonunda mesele sadece yaşam mücadelesi değildir. İktidarın nasıl işlediğini kavrar Paul. Kaynak kimin elindeyse kontrol ondadır; kehanet, inanç, gelenek — hepsi bu gerçeğin etrafında döner. Paul düşüşten geçer, ardından yükselir. Tahtı ele geçirir, yapının merkezine oturur. Ama bu zafer, sıradan bir kahramanlık değil; gözlerini açmış birinin, gerçeği olduğu gibi görüp ona hükmetmeye başlamasının hikâyesidir. Dune, çölün ortasında kurulan imparatorlukların masalı değil, insanın kendi sınırlarını kırarak gerçeklikle yüzleşmesinin hikâyesidir. Paul’un yolculuğu, aslında herkesin kendi zihninde verdiği o en sert mücadeleyi anlatır: hayalden gerçeğe, inançtan iktidara geçişi.

Hayatın gizemi çözülmesi gereken bir sorun değil, deneyimlenmesi gereken bir gerçekliktir.



Dönüşüm (Franz Kafka):


Gregor Samsa, sıradan bir sabah uyandığında artık insan değildir; devasa bir böceğe dönüşmüştür. Bu dönüşüm açıklanmaz, çünkü açıklanması gerekmez. Önemli olan, onun ve çevresindekilerin bu yeni gerçekliğe verdiği tepkidir. Başlangıçta ailesi şok yaşar, sonra utanç, ardından nefret gelir. Gregor çalışamadığı, yükü taşıyamadığı anda değerini kaybeder. Yavaş yavaş evin içinde görünmezleşir, sesi duyulmaz olur. Onu hâlâ bir birey olarak gören kimse kalmaz. Gregor’un çırpınışı, aslında hâlâ insan olduğunun farkında olmasıdır; ama kimse buna bakmaz. Ailesi için artık sadece bir engeldir. Sonunda Gregor sessizce yok olurken, ailesi sanki bir yükten kurtulmuş gibi yeniden rahatlar. Gregor’un trajedisi, aslında böceğe dönüşmesinde değil, çevresindekilerin gözünden bu kadar kolay silinmesindedir. Bir zamanlar ailenin temel direği olarak değer görüyordu; çünkü onların ihtiyaçlarını karşılıyor, çıkarlarını gözetiyordu. Fakat işler değiştiğinde, artık onlara fayda sağlamadığında, tüm bu “değerler” hızla anlamını yitirdi. İnsanlığın önem verdiğini iddia ettiği sevgi, şefkat, bağlılık gibi kavramlar aslında yalnızca işler yolunda gittiğinde bir anlam taşıyordu. Çıkarlar karşılandığı sürece iyilik vardı, anlayış vardı. Ama gerçek yüzünü gösterdiğinde, yani işler ters gittiğinde, bütün o sözde değerler bir anda yok oluverdi. Gregor’un hikâyesi, insanın değerini içtenliğinde değil, işe yararlılığında arayan bir dünyanın aynasıdır; asıl gerçek olan da budur.



1984 (George Orwell):


İnsan yalnızca hayatta kalmakla değil; düşünmek, seçmek ve kendi zamanını kendine ait kılmakla insandır. Gerçek bireysellik, kendi hayallerini kurmak ve kendi kararlarınla yaşamakta saklıdır. Toplum çoğu zaman buna engel olmaya çalışır; kurallar, ritüeller ve beklentiler bireyin özgürlüğünü kısıtlar. İşler yolunda gittiğinde insanlar değer görür, tersine döndüğünde tüm sevgi ve saygı kaybolur. Özgürlük ve bireysellik, tamamen kendi kontrolünde olan tek alandır. Bunları koruduğun sürece hayatta kalmak ve kendi seçimlerini yapmak yaşamın kendisidir.

Özgürlük, seçebilmektir.



Beyaz geceler (Fyodor Dostoevsky):


Okur iken sanki oradaymışınız gibi doğal bir dile sahip. sanki hayatın içinden bir andaymışsınız gibi, o dikkat edilmeyen hayattın izlerini taşıyor tariflerinde. Hikaye kısa ve masum. Samimi ve içten karakterlerin; hayatın içinden olan hayal, hayal kırıklığı, beklentiler, yanlızlık, bağlar, özgürlük, seçimler, var oluş gibi insani noktalara dokunuyor, karanlık geceleri aydınlatan bir masumiyetle. İçtenlikle; gerçeklik ve insanın kırılgan beklentileri, hayalleri arsında bir ritim tutuyor hikaye. En iyi eserler hayatın içinden izler taşır ne de olsa.

"Keşke o sen olsaydın... / 15 yıl sonra yine burada yanlız başıma olacağım."

Kendimce Notlarım:

Olmak yada olmamak, işte bütün mesele bu (demiş William Shakespeare). Keşkelerimiz vardır ya hep hayatta. Keşke şu olsaydı, keşke bu olabilseydi, böyle olurdu... Olasılıkları düşününce nasl bir ben, nasıl bir hayatım olabilirdi? Acaba kaç kere keşke onun gibi olsaydım dedik. Keşke bu olmasaydı dedik.

Hikayede hiç dinmeyecek bir yanlızlığı görüyoruz. Aslında bu zaten hep böyledir. Birileri geçer gider hayatımızdan, sadece insanın kendisi bilir yaşadıklarını baştan sona. Herkesin kendi değerleri ve ilgileri, öncelikleri vardır. Kendiyle başlar, kendiyle bitirir hayatı insan.

Hikayede özgür olmak isteyen ama yeterince gücü olmayan, zayıf ama içten insanlar görüyoruz. Hayatlarını değiştirmek istiyorlar. Hangimiz istemedik ki? Hangimiz daha iyi olmak, kendimizi, hayatımızı, çevremizi daha iyi yapmak istemedik. Hangimiz defalarca başarısız olmadık... Her daim, hangimiz yaşamımızı daha canlı, daha renkli, daha zengin kılmak istemedik. Tekdüze, sıkıcı, önemsenmeyen, yaşanamamış bir hayatı kim iser ki... Kim bunun olmasından korkmaz. Herkes yetersizliği, zayıflığı, yanlızlığı yaşamıştır ve bilir. Herkes değişim istemiştir. Daha fazlasını...

Ana karkter, erkek ve kadının aslında birbirine sevgili olarak pek yakışmadığını düşündüm okurken. İyi arkadaşlar, iyi de bir çift olabilirlerdi. Ama arada bir bariyer vardı. Tıpkı hayatta bazı şeylerin olurunun olmaması gibi, oluru olmuyor bazı şeylerin. Uyum tutmuyor... Aslında ilk karakter erkeğin ikinciye göre daha uygun olduğunu düşündüm. Yani beklentiler... İnsanın dinmeyecek özlemi ve hüznü: Keşkeleri ve olmak yada olmamakları.
















(Film: A Monster Calls / Şarkı: Keane - Tear Up This Town) Şarkının bir başka çevirisini yaptım:
Not: Aslında gizem kurt'un iyi bir video editli çevirisi vardı ama kaldırılmış youtube'dan malesef kendisine de ulaşılamıyor sosyal medyadan. Bu hüznümü de paylaşmak istedim.